Günlük Yaşamda Ruhsallık

images6GSMNA1I

 

Bana kısa bir süre önce yazılan bir mektupta “Günlük yaşamda ruhsallığın yararı nedir? Bunun bize dünyasal sorunlarda nasıl bir yardımı olabilir ki? Bizim eyleme ihtiyacımız var, meditasyona değil” denmişti.

           Bu alışılmadık bir soru değil. Her zaman olmasa bile çoğu zaman ruhsal öğretmenler bunu zaman zaman sormaktadır. Bu yersiz bir soru da değildir. Bizler her şeyden önce pratik bir türüz ve yalnızca her şeyin nasıl işlediğini değil, bizim için nasıl işlediğini ve bundan bizim yararımızın ne olduğunu da bilmek istiyoruz.

           Yukarıda bahsedilen soru ruhsallığın hayali bir iş olduğuna dair yaygın bir yanlış anlamanın devamı niteliğinde olurken ve de meditasyon da ruhsallıkla ilgili bir konu olduğundan, söz konusu soru aslında dünyanın ve diğer insanların iyiliğini gerçek bir önemseme hissini de içinde barındırmaktadır.

           Bu soru aynı zamanda endüstriyel, teknolojik ve güçlü bir materyalist kültürde yetişen, ne var ki iklim değişikliği, nükleer yayılım, zengin ve fakir uluslar arasındaki sosyal ve ekonomik eşitsizliğin artması. Böyle bir kültürün yan ürünü olan ancak tamamen endüstriyel, teknolojik veya materyalist çözümlere yanıt vermeyen terörizm gibi problemlerle karşılaşan insanın yaşadığı zihin karışıklığını da ortaya koyuyor.

           Stres üretmenin kolay olduğu zamanlardayız ve doğal olarak da bu stresimizden mümkün olduğu kadar çabuk kurtulmak istiyoruz, ki bu da hızlı çözümler üretmeyi istemek demek. Teknolojik işlemlerin hızı bir tür sihir gibi hayatımıza girerek bizleri sabırsız, hemen çözüm isteyen, memnun olmak için acele eden kısa süreler içinde düşünmeye alışkın kişiler haline getirdi. Bilgisayarlarımız bir internet sitesine girmek için bizi beş yerine otuz saniye bekletse bunun bizi ne kadar çok sinirlendireceğini düşünün. Ruhsallığa gelince, eğer ben bunu bir hafta sonu kursunun sonunda öğrenemez ve yapamazsam bunun faydası ne olabilir acaba?

           Ancak ruhsallık asla kısa dönemli deneyimlerle ya da çözümlerle ilgili bir konu olmamıştır. Ruhsallık, insan deneyiminin ve büyümesinin “uzun dalgasının” bir bölümüdür. Bir başka deyişle bu, çözümlerle değil ama çözümlere ulaşma işlemiyle, nasıl düşündüğümüzle, nasıl hissettiğimizle, nasıl gördüğümüzle, nasıl bütünleşebildiğimizle ilgilidir.

           Ruhsallığın “yapmaktan” çok “olmakla” ilgili olduğu düşüncesi yaygındır. Ancak bu oldukça yapay ve konuşulanlardan etkilenilerek ortaya çıkan bir ayrım. Ben bir eylemde bulunduğumda bunu kendi varlığımla yaparım ve eylemde bulunabilirim çünkü bir varlığım var. Ama aynı zamanda şunu da söyleyebiliriz; bizler eylemlerimizle varoluruz ve o varoluş da kendi başına bir eylemdir.

           Ben enkarnasyonu, dünya ile olan ilişkimizde ve onunla bütünleşmemizde süregelen bir “irade” eylemi olarak düşünüyorum. Dolayısıyla ruhsallık “olmakla” ilgili olduğu kadar “yapmakla” da ilgilidir. Aslına bakarsanız, ruhsallığın ve ruhsal uygulamaların varolmanın ve yapmanın görünüşteki ayrılıklarını aktif bir varoluş bütünselliğinde birleştirmesiyle ilgili olduğunu söyleyebilirim.

           Bir grup insanın bir odada el sanatlarıyla ilgili bir proje için bir araya geldiğini düşünün. Kimi örgü örüyor, kimi dantel örüyor, kimi iğne oyası yapıyor ve kimiyse dikiş dikiyor. Bunların her biri ayrı işler ve özel beceri gerektiren, birbirinden ayrı sanatlar ve her biri yapmanın farklı birer şekli. Ama bu işlerin her biri el ve göz koordinasyonu ve el işini etkileyen ince kasların hareket kabiliyetini gerektiriyor.

           Eğer beceriksizsem hangi sanatı yapmaya çalıştığım fark etmez, sonuçlar en iyi ihtimalle alelade olacaktır. Hatta tamamen başarısız bile olabilirim. Ama pratik yaparak, örgü şişlerini, tığı ya da iğne-ipliği ustalıkla kullanmak için gereken kas hareketlerine ve koordinasyona hâkim olabilirim. Yaptıkça, yaratmaya çalıştığım örneğe; ki bu bir kazak, resim, elbise ya da bir yorgan olabilir, daha da fazla konsantre olurken, parmaklarımın doğru işi yapmasına giderek daha daha da az konsantre olabilirim.

           Bu örnekte, ruhsallık örgü örmek veya dikiş dikmek gibi bir teknik olarak değil, bütün bu el sanatlarının uygulanmasını mümkün kılan el-göz koordinasyonu ile ince hareket kasları becerisi olarak görülmelidir. Başka bir deyişle, ruhsallık mecazî olarak bu sanatların yapılabilmesini mümkün kılan ve işin içinde gizli olarak bulunan beceridir, sanatın kendisi değildir. Ruhsallık iyi uyumlanmanın eşitidir denilebilir. Bu, o anda parmaklarımın doğru işi yapabilme yeteneğidir. Bu, ördüğüm örgünün veya diktiğim dikişin karşılığını veren doğru eylemin “el alışkanlığı”, birlikte çalıştığım “daha büyük bir örnek”, el sanatının ruhu ve bu sanata katılmaktan ötürü duyduğum sevinç denilebilir.

           Peki, günlük yaşantımızda ne anlama geliyor? “Ruhsal” olarak adlandırdığımız nitelikleri veya eylemleri düşünelim. Bunların ortak noktaları neler? Sevgiyi, şefkati, korumayı, affedici olmayı, barışçı olmayı, bütünselliği, uyumluluğu düşünün. Bunlar ne yapar? Bütün bunları “Ben/el” koordinasyonu olarak düşünün, yani, “ben kendi dünyamla nasıl uyumlanır, bağlantı kurar ve bütünleşirim?…” Sevgi dolu veya şefkatli olmak beni hayalci biri yapmaz.

           Bu bana iletişim, işbirliği, anlayış ve itibar sahibi olabilmek gibi insan ilişkilerimle ilgili becerilerimde gelişme sağlayacaktır. Ruhsal yeteneklerin herhangi biri insan kumaşını daha yakından örmeme veya dikmeme olanak sağlar.

           Ayrıca eğer kendi içimde huzuru sağlayabilmişsem, insanlığın ve kutsal olanın daha geniş modellerine, etrafımdaki her şeyin ve dünyanın bütünselliğine odaklanabilme yeteneğim, parmaklarımla belli bir tekniğe hâkim olmaya çalışmaya odaklanabilmeme göre daha gelişmiştir.

           Pek çok gezegensel sorunla karşılaştığımız kesinlikle söylenebilir çünkü dünya, doğamız, insanlarımız gibi konularda “beceriksiz” kaldık. Uyumlu değiliz. Her yerde kaçan ilmekler, kopan iplikler, kaybedilen bağlantılar ve bozulan modelleriz. Hayatın beceriksiz arayışçılarıyız.

           Ruhsal uygulama ve teknikler; meditasyon ve duadan ritüele ve *tefekküre (*derin düşünme), uyumlanma becerimizi geliştirebilmemiz için gereken parmak egzersizleridir. Sevgi uyumlandırır. Huzur uyumlandırır. Şefkat ve affedicilik uyumlandırır. Bunlar iyi insan ilişkilerinin ince hareket kasları becerileridir. Doğayla ahenk yaratmak uyumlandırır ve bu iyi çevre ilişkilerinin ince hareket kasları becerisidir. Evet, kişi sadece parmak egzersizlerini yaparak kaybolabilir ve asla iğne ipliği eline almayabilir. Ama basitçe eylemde bulunmaya çalışmak; daha çok dikmek, daha çok örmek, daha çok tığ işi yapmak; daha çok uyumlanamıyorsak sorunu çözmeyecek, aksine zaten var olan sorunumuzu daha da karmaşık hale getirecektir.

David Spangler

 

 

Hakkında Site Yönetimi

Cevapla